Müzemiz

Müzemiz

Müzemiz

Müzemiz

Ekomüze Zavot, sürdürülebilir bir yaşam anlayışından yola çıkarak Boğatepe’nin kültürel ve doğal mirasını korumak, tanıtmak ve paylaşmak için kuruldu. Eski bir mandıra olan müze binamız, bugün köyümüzdeki üretim geleneğini, peynircilik tarihini ve köy yaşamının değişimini deneyimlemenizi sağlayan bir alan sunuyor.


Siz de bu kültürü keşfetmeye ve deneyimin bir parçası olmaya davetlisiniz.

Ekomüze Zavot, sürdürülebilir bir yaşam anlayışından yola çıkarak Boğatepe’nin kültürel ve doğal mirasını korumak, tanıtmak ve paylaşmak için kuruldu. Eski bir mandıra olan müze binamız, bugün köyümüzdeki üretim geleneğini, peynircilik tarihini ve köy yaşamının değişimini deneyimlemenizi sağlayan bir alan sunuyor. Siz de bu kültürü keşfetmeye ve deneyimin bir parçası olmaya davetlisiniz.

Doğal Döngü ve Sürdürülebilirlik

Boğatepe’de hayat, doğanın mevsimsel ritmiyle akar ve süt üretimi bu döngünün merkezindedir. Bölgeye özgü mera hayvancılığı, ineklerin doğal ritmine uygun olarak şekillenir. Hayvanlar kışın ahırlarda yavrular ve yazdan biçilen kuru otlarla beslenirler. Karların erimesiyle birlikte, nisan ortasından itibaren sürüler meralara çıkar, köy çevresindeki alçak çayırlardan başlayıp, yaz ilerledikçe yüksek rakımlı yaylalara doğru planlı bir rotasyon izlerler. Yüzlerce çeşit çiçek ve bitkiyle beslenen ineklerinin süt veriminin zirveye ulaştığı bu dönemde meşhur Boğatepe Gravyeri’ni ve Kars Kaşarı’nı üretilir. Sonbaharda otların besin değeri azalırken, sürüler köye ve hasat edilmiş tarlalara geri döner ve süt verimi doğal olarak düşer. Kış aylarında hayvanların çoğu gebedir, sütleri doğum ve emzirme için kesilir. Döngü, yeni buzağıların doğumuyla yeniden başlar. Bu sistemde süt, hayvan refahı ve doğanın ritmi öncelikli olarak kullanılır: ilk süt olan kolostrum tamamen buzağıya bırakılır, geri kalan süt ise peynir yapımında kullanılır. Sağlıklı bir buzağı, sürünün ve geleneğin geleceğini güvence altına alır.

Boğatepe’de hayat, doğanın mevsimsel ritmiyle akar ve süt üretimi bu döngünün merkezindedir. Bölgeye özgü mera hayvancılığı, ineklerin doğal ritmine uygun olarak şekillenir. Hayvanlar kışın ahırlarda yavrular ve yazdan biçilen kuru otlarla beslenirler. Karların erimesiyle birlikte, nisan ortasından itibaren sürüler meralara çıkar, köy çevresindeki alçak çayırlardan başlayıp, yaz ilerledikçe yüksek rakımlı yaylalara doğru planlı bir rotasyon izlerler. Yüzlerce çeşit çiçek ve bitkiyle beslenen ineklerinin süt veriminin zirveye ulaştığı bu dönemde meşhur Boğatepe Gravyeri’ni ve Kars Kaşarı’nı üretilir. Sonbaharda otların besin değeri azalırken, sürüler köye ve hasat edilmiş tarlalara geri döner ve süt verimi doğal olarak düşer. Kış aylarında hayvanların çoğu gebedir, sütleri doğum ve emzirme için kesilir. Döngü, yeni buzağıların doğumuyla yeniden başlar. Bu sistemde süt, hayvan refahı ve doğanın ritmi öncelikli olarak kullanılır: ilk süt olan kolostrum tamamen buzağıya bırakılır, geri kalan süt ise peynir yapımında kullanılır. Sağlıklı bir buzağı, sürünün ve geleneğin geleceğini güvence altına alır.

Boğatepe'de Peynircilik

Peynircilik, 19. yüzyılın sonlarında Çarlık Rusyası döneminde profesyonel bir üretim biçimine dönüştü. Nüfus artışı ve gıda ihtiyacı nedeniyle yeni üretim alanları arayan İsviçreli peynir ustaları, Çar II. Nikolay’ın davetiyle Kafkasya’ya geldiler. Tiflis-Kars posta yolu üzerindeki Bazarcık adlı yerleşim, ulaşım kolaylığı ve zengin bitki örtüsüyle dikkat çekti. İsviçreliler, Alpler’i aratmayan bu yaylalarda gravyer peyniri üretmeye karar verdiler.

Bu girişimin öncülerinden biri olan İsviçreli peynirci David Moser, 1900 yılında bölgeyi ziyaret ederken yüksek kaliteli süt üretimini fark etti ve burada bir mandıra kurdu. Ardından çevredeki üreticiler bir araya gelerek 16 ortaklı bir kooperatif kurdu. Artan üretim kapasitesiyle birlikte köyde yeni mandıralar açıldı. Böylece yerleşim, Rusça “fabrika” anlamına gelen Zavot adıyla anılmaya başladı.

Bu dönemde sadece peynir üretimi değil, sığır ıslahı da önem kazandı. İsviçreli ustalarla birlikte gelen Malakan toplulukları, süt verimi yüksek Simmental ve Montbéliarde ırkı sığırları yerel türlerle melezleyerek Zavot ırkı olarak bilinen yeni bir soy geliştirdiler. Zavot inekleri, yüksek yağ oranlı sütleriyle gravyer ve kaşar üretiminde olağanüstü bir kalite sağladı. Bu yerli ırk, Boğatepe’nin coğrafyasına uyum sağladı ve köyün ekonomik kimliğinin temelini oluşturdu.

1917 Devrimi sonrası İsviçreli ustalar bölgeden ayrıldı ancak onların bilgi birikimi, yerel halk tarafından korunarak yeni bir üretim anlayışına dönüştü. 1920’de Kars’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmasının ardından köye yerleşen Terekeme (Karapapak) Türkleri, peynircilik geleneğini devralıp kooperatif yapısını güçlendirdiler. Cumhuriyet döneminde kurulan yeni atölyelerle ve üretim yeniden canlandı ve köy, bölgesel bir süt işleme merkezi haline geldi.

Bugün Boğatepe Gravyeri, Slow Food Presidium programı tarafından tescillenmiş ve hem özgün tadı hem de sürdürülebilir üretim biçimiyle dünya çapında tanınmaktadır. Ayrıca coğrafi işaretli Kars Kaşarı ve farklı geleneksel peynir çeşitleri hâlen Zavot ırkı ineklerinin sütünden üretilmektedir.

Boğatepe’nin peynir mirasına dair daha fazla bilgiyi Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin yayınları sayfasında bulabilirsiniz.

Boğatepe’nin peynir mirasına dair daha fazla bilgiyi Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin yayınları sayfasında bulabilirsiniz.

Boğatepe’nin peynir mirasına dair daha fazla bilgiyi Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin yayınları sayfasında bulabilirsiniz.

DAHA FAZLA

DAHA FAZLA

Ekomüze Zavot

Türkiye'nin ilk peynir müzesi olan Ekomüze Zavot, Boğatepe'nin tarihini yansıtan simgesel bir yapının küllerinden doğuşunun öyküsüdür. 1880'li yıllarda, bölgeye peynirciliği getiren İsviçreli David Moser tarafından inşa edilen ilk mandıralardan biri olan bu bina, köyün üretim merkeziydi. Çarlık Rusyası döneminin sona ermesiyle bir süre boş kaldıktan sonra, 1920'lerde köye yerleşerek gravyer imalatını devralan Terekeme aileleri tarafından yeniden faaliyete geçirildi.

1970'lerin sonuna kadar köyün ortak mandırası olarak hizmet veren bu tarihi yapı, sonraki yıllarda atıl kalarak çürümeye yüz tuttu. Öyle ki, üst katının bir bölümü yıkıldı ve alt katı, köy nizamını bozan hayvanların kapatıldığı bir tür "hayvan hapishanesi" olarak kullanılmaya başlandı.

Türkiye'nin ilk peynir müzesi olan Ekomüze Zavot, Boğatepe'nin tarihini yansıtan simgesel bir yapının küllerinden doğuşunun öyküsüdür. 1880'li yıllarda, bölgeye peynirciliği getiren İsviçreli David Moser tarafından inşa edilen ilk mandıralardan biri olan bu bina, köyün üretim merkeziydi. Çarlık Rusyası döneminin sona ermesiyle bir süre boş kaldıktan sonra, 1920'lerde köye yerleşerek gravyer imalatını devralan Terekeme aileleri tarafından yeniden faaliyete geçirildi.

1970'lerin sonuna kadar köyün ortak mandırası olarak hizmet veren bu tarihi yapı, sonraki yıllarda atıl kalarak çürümeye yüz tuttu. Öyle ki, üst katının bir bölümü yıkıldı ve alt katı, köy nizamını bozan hayvanların kapatıldığı bir tür "hayvan hapishanesi" olarak kullanılmaya başlandı.

2000'li yıllar, bu tarihi miras için bir dönüm noktası oldu. İlhan Koçulu liderliğindeki Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) da desteğini alarak binayı kurtarmak için harekete geçti. Kapsamlı bir restorasyon projesiyle yapı aslına uygun olarak yenilendi. 2009 yılında ise alt katı peynirciliğin tarihini sergileyen "Ekomüze Zavot", üst katı ise sosyal ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan çok amaçlı bir merkez olarak kapılarını yeniden açtı ve köyün kalbi olmaya devam etti.

Ekomüze nedir?

Ekomüze nedir?

Ekomüze nedir?

Ekomüze nedir?

Ekomüze, yerel toplulukların sahip oldukları kültürel ve doğal mirası korumak, yorumlamak, geliştirmek ve yönetmek amacıyla oluşturulan, dinamik ve toplum temelli bir müze türüdür. İlk ekomüze örneği 1891 yılında İsveç’in Skansen Bölgesi’nde, İskandinavya’nın geleneksel kırsal yaşamını tanıtmak amacıyla açık hava müzesi şeklinde kurulmuştur. Tarihteki bu ilk örnek, tüm dünyada alternatif bir müzecilik anlayışının doğmasına öncülük etmiştir.

Ekomüze, yerel toplulukların sahip oldukları kültürel ve doğal mirası korumak, yorumlamak, geliştirmek ve yönetmek amacıyla oluşturulan, dinamik ve toplum temelli bir müze türüdür. İlk ekomüze örneği 1891 yılında İsveç’in Skansen Bölgesi’nde, İskandinavya’nın geleneksel kırsal yaşamını tanıtmak amacıyla açık hava müzesi şeklinde kurulmuştur. Tarihteki bu ilk örnek, tüm dünyada alternatif bir müzecilik anlayışının doğmasına öncülük etmiştir.

1970’li yıllarda Fransa’da sürdürülebilirlik vurgusu ile ivme kazanan bu yeni yaklaşım, günümüzde dünyanın birçok ülkesinde beş yüzü aşkın ekomüzenin hayata geçmesini sağlamıştır. Klasik müzeler, seçilmiş eser ve koleksiyonların sergilendiği kapalı, durağan alanlardır. Ekomüzeler ise bütün bir köyü ya da kasabayı kapsayan açık ve yaşayan coğrafi alanlardır. Bu alanlarda doğal ve kültürel mirasın tanıtılması, yaşatılması ve topluluk tarafından sahiplenilmesi amaçlanır. Ziyaretçiler, yalnızca gözlemci değil; aynı zamanda kültürel pratiklere katılan, öğrenen ve sorumluluk üstlenen aktif katılımcılardır.

Ekomüzelerin temel amacı, kültürel mirasın korunması, tanıtılarak gelecek kuşaklara aktarılması ve yerelde sürdürülebilir sosyo-ekonomik olanakların oluşturulmasıdır. Bu müzeler, köy yaşamının desteklenmesi, kültürel aidiyetin güçlendirilmesi ve kırsaldan kente göçün azaltılması gibi işlevlerle yerel kalkınmaya katkı sağlar. Dünyadaki örnekler göstermektedir ki, ekomüzecilik uygulamaları kırsal yaşamı yeniden cazip hale getirmekte; hatta bazı bölgelerde kentten köye tersine göçün gerçekleşmesine olanak tanımaktadır.

Türkiye’de ekomüzeciliği temsil eden iki önemli örnek, Kars Boğatepe Köyü Ekomüzesi ve Bolu Hüsamettindere Köyü Ekomüzesi’dir. Türkiye, zengin tarihî, kültürel ve doğal mirasıyla yüzlerce ekomüze projesine ev sahipliği yapabilecek potansiyele sahiptir. Ancak, ekomüzecilik konusunda farkındalık ve kavramsal derinlik henüz istenilen düzeye ulaşmamıştır. Ekomüze fikrinin daha geniş kitlelerce anlaşılması ve bu alanda somut projelerin artması, ülkemizde sürdürülebilir kırsal kalkınmanın ve kültürel mirasın korunmasının önünü açacaktır.