Doğal Döngü ve Sürdürülebilirlik
Boğatepe'de Peynircilik
Peynircilik, 19. yüzyılın sonlarında Çarlık Rusyası döneminde profesyonel bir üretim biçimine dönüştü. Nüfus artışı ve gıda ihtiyacı nedeniyle yeni üretim alanları arayan İsviçreli peynir ustaları, Çar II. Nikolay’ın davetiyle Kafkasya’ya geldiler. Tiflis-Kars posta yolu üzerindeki Bazarcık adlı yerleşim, ulaşım kolaylığı ve zengin bitki örtüsüyle dikkat çekti. İsviçreliler, Alpler’i aratmayan bu yaylalarda gravyer peyniri üretmeye karar verdiler.
Bu girişimin öncülerinden biri olan İsviçreli peynirci David Moser, 1900 yılında bölgeyi ziyaret ederken yüksek kaliteli süt üretimini fark etti ve burada bir mandıra kurdu. Ardından çevredeki üreticiler bir araya gelerek 16 ortaklı bir kooperatif kurdu. Artan üretim kapasitesiyle birlikte köyde yeni mandıralar açıldı. Böylece yerleşim, Rusça “fabrika” anlamına gelen Zavot adıyla anılmaya başladı.
Bu dönemde sadece peynir üretimi değil, sığır ıslahı da önem kazandı. İsviçreli ustalarla birlikte gelen Malakan toplulukları, süt verimi yüksek Simmental ve Montbéliarde ırkı sığırları yerel türlerle melezleyerek Zavot ırkı olarak bilinen yeni bir soy geliştirdiler. Zavot inekleri, yüksek yağ oranlı sütleriyle gravyer ve kaşar üretiminde olağanüstü bir kalite sağladı. Bu yerli ırk, Boğatepe’nin coğrafyasına uyum sağladı ve köyün ekonomik kimliğinin temelini oluşturdu.
1917 Devrimi sonrası İsviçreli ustalar bölgeden ayrıldı ancak onların bilgi birikimi, yerel halk tarafından korunarak yeni bir üretim anlayışına dönüştü. 1920’de Kars’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmasının ardından köye yerleşen Terekeme (Karapapak) Türkleri, peynircilik geleneğini devralıp kooperatif yapısını güçlendirdiler. Cumhuriyet döneminde kurulan yeni atölyelerle ve üretim yeniden canlandı ve köy, bölgesel bir süt işleme merkezi haline geldi.
Bugün Boğatepe Gravyeri, Slow Food Presidium programı tarafından tescillenmiş ve hem özgün tadı hem de sürdürülebilir üretim biçimiyle dünya çapında tanınmaktadır. Ayrıca coğrafi işaretli Kars Kaşarı ve farklı geleneksel peynir çeşitleri hâlen Zavot ırkı ineklerinin sütünden üretilmektedir.
Ekomüze Zavot
2000'li yıllar, bu tarihi miras için bir dönüm noktası oldu. İlhan Koçulu liderliğindeki Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) da desteğini alarak binayı kurtarmak için harekete geçti. Kapsamlı bir restorasyon projesiyle yapı aslına uygun olarak yenilendi. 2009 yılında ise alt katı peynirciliğin tarihini sergileyen "Ekomüze Zavot", üst katı ise sosyal ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan çok amaçlı bir merkez olarak kapılarını yeniden açtı ve köyün kalbi olmaya devam etti.
1970’li yıllarda Fransa’da sürdürülebilirlik vurgusu ile ivme kazanan bu yeni yaklaşım, günümüzde dünyanın birçok ülkesinde beş yüzü aşkın ekomüzenin hayata geçmesini sağlamıştır. Klasik müzeler, seçilmiş eser ve koleksiyonların sergilendiği kapalı, durağan alanlardır. Ekomüzeler ise bütün bir köyü ya da kasabayı kapsayan açık ve yaşayan coğrafi alanlardır. Bu alanlarda doğal ve kültürel mirasın tanıtılması, yaşatılması ve topluluk tarafından sahiplenilmesi amaçlanır. Ziyaretçiler, yalnızca gözlemci değil; aynı zamanda kültürel pratiklere katılan, öğrenen ve sorumluluk üstlenen aktif katılımcılardır.
Ekomüzelerin temel amacı, kültürel mirasın korunması, tanıtılarak gelecek kuşaklara aktarılması ve yerelde sürdürülebilir sosyo-ekonomik olanakların oluşturulmasıdır. Bu müzeler, köy yaşamının desteklenmesi, kültürel aidiyetin güçlendirilmesi ve kırsaldan kente göçün azaltılması gibi işlevlerle yerel kalkınmaya katkı sağlar. Dünyadaki örnekler göstermektedir ki, ekomüzecilik uygulamaları kırsal yaşamı yeniden cazip hale getirmekte; hatta bazı bölgelerde kentten köye tersine göçün gerçekleşmesine olanak tanımaktadır.
Türkiye’de ekomüzeciliği temsil eden iki önemli örnek, Kars Boğatepe Köyü Ekomüzesi ve Bolu Hüsamettindere Köyü Ekomüzesi’dir. Türkiye, zengin tarihî, kültürel ve doğal mirasıyla yüzlerce ekomüze projesine ev sahipliği yapabilecek potansiyele sahiptir. Ancak, ekomüzecilik konusunda farkındalık ve kavramsal derinlik henüz istenilen düzeye ulaşmamıştır. Ekomüze fikrinin daha geniş kitlelerce anlaşılması ve bu alanda somut projelerin artması, ülkemizde sürdürülebilir kırsal kalkınmanın ve kültürel mirasın korunmasının önünü açacaktır.













